Ce diaporama a bien été signalé.
Nous utilisons votre profil LinkedIn et vos données d’activité pour vous proposer des publicités personnalisées et pertinentes. Vous pouvez changer vos préférences de publicités à tout moment.
Kişisel ve Kurumsal Etki ‹çin Blogların Gücü
SALİH SEÇKİN SEVİNÇ
ISBN 978-605-322-248-4
© 2014, Optimist Yayınları
Optimist Yayım Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti.
Sertifika no.	 : 11970
Tel...
Bahar Sevinç’e…
Teşekkür............................................................................9
Önsöz..................................
XI	 “İlerleme gizlendiği ölçüde büyük bir onay
kazanacaktır.”................................................................
Tarihte kitabına kayınvalidesine teşekkür ederek başla-
yan biri var mı bilmiyorum ama ben ediyorum. Sevgili
Ayşegül Doruk...
10 TEŞEKKÜR
pek mutlu olacaksın. Sana da teşekkür ederim. Baban kitap ya-
zarken süreci sen de yeterince idrak ettin. Yana...
2012’de Pazarlama İletişiminde Sosyal Medya kitabım yayın-
landıktan sonra uzunca bir süre “Hangi sosyal medya mec-
rası b...
12 ÖNSÖZ
“Her Şeyin Başı Blog!”
Sosyal medyadaki serüvenine bloglarla başlayan biri olarak
sanırım hakikati bulmuştum. “Sa...
— 13 —
Muhtemelen sizin de başınıza gelmiştir.
Telefon çalar. Hattın öteki ucunda yakışıklı bir ses iyi
günler diler. “Boi...
14 H E R Ş E Y İ N B A Ş I B L O G
“X bey siz beni, bana bilgi vermek için arıyorsunuz, ‘Tamam’
diyorum. Bir de üstüne gel...
15H a y a t . B e n İ n e d e n y o r u y o s u n ?
Aldatıldım!
Listeyi biraz daha genişletelim. Dijital ses kaydı şeklind...
Peki mesela bir kadın son teknoloji, kalıcı özelliklere sahip
bir göz kalemine ihtiyaç duysa ve sonrasında da ihtiyacına
g...
18 H E R Ş E Y İ N B A Ş I B L O G
sınız. Gerçek birilerine sövüp söylenmek istiyorsunuz, ama ne
yazık ki karşınızda muhat...
19U y k u , b İ r a z u y k u . B ü t ü n İ s t e ğ İ m b u y d u
ediliyorlarmış. Bu abes durumu bana izah ederlerken, şaş...
20 H E R Ş E Y İ N B A Ş I B L O G
çalışan memnuniyetsizliği, insanı değersiz kılma, mutsuzluk,
değersizleştirme, hayal kı...
21U y k u , b İ r a z u y k u . B ü t ü n İ s t e ğ İ m b u y d u
silahlarıyla hareket etmiyorlar. Yeni oyuncular, yeni ta...
22 H E R Ş E Y İ N B A Ş I B L O G
Bu kitabı ilk kitabımı1
yazdıktan sonra, sosyal medyanın öz
ve en kalıcı enstrümanı han...
23U y k u , b İ r a z u y k u . B ü t ü n İ s t e ğ İ m b u y d u
rum. Gelecek, içeriğin daha çok kişiselleşerek şekillend...
Her Şeyin Başı Blog | Kişisel ve Kurumsal Etki İçin Blogların Gücü - Salih Seçkin Sevinç (Kitap Demo)
Prochain SlideShare
Chargement dans…5
×

Her Şeyin Başı Blog | Kişisel ve Kurumsal Etki İçin Blogların Gücü - Salih Seçkin Sevinç (Kitap Demo)

1 648 vues

Publié le

İkinci kitabım "Her Şeyin Başı Blog" un ilk 23 sayfası... Optimist yayınları tarafından 2015 Ocak ayında basılan kitabımın demo olarak ilk 23 sayfasını incelemenize sunuyorum.

Kitabı Idefixe'den satın almak için - http://bit.ly/HSBBlog
Ya da Optimist Yayınevi sayfasından inceleyip almak için - http://bit.ly/HSBBOptimist

Publié dans : Médias sociaux
  • Soyez le premier à commenter

Her Şeyin Başı Blog | Kişisel ve Kurumsal Etki İçin Blogların Gücü - Salih Seçkin Sevinç (Kitap Demo)

  1. 1. Kişisel ve Kurumsal Etki ‹çin Blogların Gücü SALİH SEÇKİN SEVİNÇ
  2. 2. ISBN 978-605-322-248-4 © 2014, Optimist Yayınları Optimist Yayım Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti. Sertifika no. : 11970 Telefon : 0216 481 29 17-18 Faks : 0216 521 10 64 e-posta: optimist@optimistkitap.com www.optimistkitap.com facebook.com/optimistkitap twitter.com/optimistkitap www.youtube.com/OptimistKitap www.optimistkitapblog.com Optimist yayın no. : 390 Konu : ‹ş ve Yönetim Yayına hazırlayan : Utku Umut Bulsun Basım : Ocak 2015, ‹stanbul Düzenleme : Selim Talay Kapak tasarım : Nazlım Dumlu Düzelti : Pelin Duru Sertifika no. : 13137 Baskı ve cilt : Tor Ofset San. Tic. Ltd. Şti. Hadımköy Yolu Akçaburgaz Mah. 4. Bölge 9. Cadde 116. Sokak. No: 2 Esenyurt - ‹STANBUL Tel: 0212 886 34 74
  3. 3. Bahar Sevinç’e…
  4. 4. Teşekkür............................................................................9 Önsöz............................................................................... 11 I “Hayat. Beni neden yoruyosun?”........................................ 13 II “Uyku, biraz uyku. Bütün isteğim buydu.”.......................... 17 III “Yanlışım ben, yalnızım ben. Nedendir bilmem hep yanmışım ben.”................................................................ 25 IV “Sobeledim hakikatı uslandım, uslandım.”..........................33 V “Bende dert yok ki, her gün macera.”................................ 37 VI “Everytimes we have to control the games. Under the control the games, during the games. We have some possibility, some big chances, some big okasyons, something like that, but what can I do sometimes?”........... 39 VII “Şimdi vazgeçersen geriye döneceksin, gitme kaybedince daha çok seveceksin.”........................................................55 VIII “They hold on tight, yeah they hold on tight, ohh they hold on tight!”.................................................... 59 IX “Güzellik kendiniz olmaya karar verdiğiniz an başlar.”....... 69 X “Ortama gel!”.................................................................... 75 — İÇİNDEKİLER —
  5. 5. XI “İlerleme gizlendiği ölçüde büyük bir onay kazanacaktır.”................................................................... 87 XII “Kendimle çelişiyor muyum? Pekâlâ öyleyse, kendimle çelişiyorum. (Büyüğüm ben, çokluklar var içimde.)”.................................................................... 103 XIII “Denenebilecek ilgi çekici ve heyecan verici çok şey var, ama deneyemiyoruz çünkü yasal değiller ya da bazı kurallara aykırı düşüyor.”.................................................. 113 XIV “Hep daha fazlasını iste!”................................................. 123 XV “Para mı? En sevdiğim şey!”.............................................. 141 XVI “Hayat kendini bulmakla ilgili değil, kendini yaratmakla ilgilidir.”.......................................................... 151 XVII “Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğabilir.”....................................................................... 159 XVIII “21. yy dijital bir kitap gibidir.”......................................... 167 Blogger’lar Anlatıyor: Küçük Martha İş Başında............................................ 183 Kariyer Yolculuğu....................................................... 189 Kafambionline............................................................194 HighHeelsandSocial................................................... 200 Blog.cerenkali............................................................205 Sonmastori................................................................ 209 Sihirli Elma................................................................. 213 Sanatblog................................................................... 221 Love Without a Cause................................................. 227
  6. 6. Tarihte kitabına kayınvalidesine teşekkür ederek başla- yan biri var mı bilmiyorum ama ben ediyorum. Sevgili Ayşegül Doruk ve sevgili Bobo, şu kentsel dönüşüm bahane- siyle Silivri’de kaldığınız iyi oldu. Ben de bu kitabı yazarken yaptığım üç yoğun seansın ikisini sizin yanınızda gerçekleştir- miş oldum. Tabii kayınvalideme bir teşekkür de bana süper bir eş do- ğurduğu için geliyor. Eşim Bahar’ın anlayışı, sabrı ve beni kitabı yazıp bitirebilmem için motive edişi olmasaydı muhtemelen bu kitap elinizde olmayacaktı. Annem Ceyda Sevinç, babam Kayahan Sevinç, “Vay arkadaş adam ikinci kitabını yazıyor!” diyen kardeşim Çağatay Sevinç, birer teşekkür de size geliyor. Daha sonra hayatımda yapmam gereken en önemli şeyin bu kitabı yazıp bitirmek olduğunu söyleyen ve kitabımın zabiti olan İbrahim Salih Sondoğan var. Bir teşekkür de ona gelsin. İlk kitabımı yazdığımda daha 3,5 yaşındaydı şimdi 6,5... Sev- gili oğlum Ali Burak. Muhtemelen bu kitap çıktığı zaman oku- mayı yeni sökmüş olacaksın ve bu satırları okuduğun zaman — TEŞEKKÜR — — 9 —
  7. 7. 10 TEŞEKKÜR pek mutlu olacaksın. Sana da teşekkür ederim. Baban kitap ya- zarken süreci sen de yeterince idrak ettin. Yanağından okşuyor ve gözlerinden öpüyorum. Ada Ekmeği’nin mucidi Ali K. Erol, Turist Ömer selamım var sana. Nedenini biliyorsun... Kitaba dahil olarak röportaj veren herkesle ilerleyen sayfa- larda tanışacaksınız, her birine minnet borçluyum. İçinde ışık- lar sakladığım paketler armağan ediyorum hepinize. Zahmetler verdim biliyorum ama hep birlikte internet tarihine güzel notlar düştük. Sevgili editörüm Utku Umut Bulsun ve Mutlu Dinçer, iyi ki varsınız. Yaptığınız iş size normal geliyor olabilir ama ben ve birçok insan için büyüleyici... 2 dakikalık saygı duruşu sizin için gelsin. Son olarak biricik hocam Peyami Gürel… Bu kalp sizi unu- tur mu?
  8. 8. 2012’de Pazarlama İletişiminde Sosyal Medya kitabım yayın- landıktan sonra uzunca bir süre “Hangi sosyal medya mec- rası bu işin gerçek cevheridir?” sorusu üzerine kafa yordum. Teşbihte hata olmaz, Hz. İbrahim’in hakikati araması gibi ben de sosyal medya denen bu—nispeten—yeni âlemde “hakiki” olanın peşine düştüm. Facebook’a baktım, bir zaman tünelinde insanlar eğleniyor; Twitter’a baktım, anlık bir deşarj alanı olmuş; Instagram’da za- ten bir yeri işaretleyip sonra geri dönüp aynı şeyi bulmanız ne- redeyse imkânsız; Pinterest’te sadece güzel fotoğrafların varsa kabul görüyorsun; Youtube’da artık süper prodüksiyonlar var, ama “kedi videoları” hâlâ en çok izlenenler arasında… Peki ama nitelik? Pardon ama o ne? Güneş mi, ay mı,—pardon—Facebook mu, Twitter mı ara- sında gidip gelirken kendime şunu sorduğumu hatırlıyorum: “Senin ilk kitabının giriş cümlesi neydi?” İşte o anda kafamda bir şimşek çaktı. Hatta sadece şimşek çakmadı, direkt bu elinizde tuttuğunuz kitabın ismi zihnimde neon led tabelalar gibi yanıp sönmeye başladı. — ÖNSÖZ — — 11 —
  9. 9. 12 ÖNSÖZ “Her Şeyin Başı Blog!” Sosyal medyadaki serüvenine bloglarla başlayan biri olarak sanırım hakikati bulmuştum. “Sanırım” diyorum çünkü üzerine araştırmalar yapacaktım. Kalıcı, kişisel, sürdürülebilir, özgür, geri dönüp baktığın za- man tekrar kolaylıkla bulabileceğin içeriğin olduğu yegâne yer olan blog, sosyal medya mecralarının asıl cevheriydi. Elinizdeki kitap bu savın ispatı için yazılmıştır. Ancak içinde sadece kişisel ve teorik bir cevap arayışı değil, başka birçok blog sahibinin görüşü, nasıl blog açılacağı, nereden başlana- cağı, blogların birer pazarlama aracı olarak nasıl kullanılacağı, arama motorlarına değil, ama insanların ihtiyaçlarına göre nasıl içerik üretileceği, ürettiğiniz içeriğin nasıl pazarlanacağı, doğru bir blog stratejisinin nasıl kurulacağı, kurumların dijital pazar- lama stratejilerinin merkezinde neden blogların olması gerekti- ği, kişisel ve kurumsal etkinizi artırmak için blogların gücü ve daha fazlası üzerine bilgiler bulacaksınız. Neye kızıyorum biliyor musunuz? Teknoloji sürekli ilerlemesine rağmen işin gerçeğini akıl edememiş kirli zihniyete sahip pazarlamacılara, kötü pazarlama örneklerine, diretmeci satış stratejilerine, kof ama bilgili oldu- ğunu iddia eden sosyal medya uzmanlarına, retoriği çalışmaya yeğleyen şarlatanlara, baskıcı ve dayatmacı zihniyetlere. Zaten hikâyemize de bunlarla başlıyoruz.
  10. 10. — 13 — Muhtemelen sizin de başınıza gelmiştir. Telefon çalar. Hattın öteki ucunda yakışıklı bir ses iyi günler diler. “Boing Boing” banktan aradığını söyler ve kibarca ismini takdim eder. Bankanın özel müşterisine (yani bana) yeni birtakım hizmetler sunmaya başladığını ve bunlar hakkında bilgi vermek istediğini belirtir. Hangi ismimle hitap edilmesini arzu ettiğimi sorar. Sonra da öncelikle güvenliğim için bu tele- fon görüşmesinin kayıt altına alındığını ve yine güvenliğim için annemin kızlık soyadının ikinci ve beşinci harfini öğrenmek istediğini söyler. Kayıt olayına “Tamam”. Annemin kızlık soyadının ikinci ve beşinci harfi? Annemin kızlık soyadının ikinci ve beşinci harfi? İkincisi U’da ötekisi. Anamın kızlık soyadı, beşinci harf? Öööö. Uuuu. —Sessizlik— Anamın kızlık soyadı? O esnada arabanın bagajından çocuk arabasını çıkartmaya çalışan zavallı ben, elbette sinirlenirim. — I — “Hayat. Beni neden yoruyosun?” Serdar Ortaç
  11. 11. 14 H E R Ş E Y İ N B A Ş I B L O G “X bey siz beni, bana bilgi vermek için arıyorsunuz, ‘Tamam’ diyorum. Bir de üstüne gelmiş bir sürü soru soruyorsunuz. Ben mi sizi aradım, siz mi beni aradınız belli değil. Beni aradığınız- dan emin değilseniz, niye arıyorsunuz? İşim gücüm var. Müsait değilim şu an.” “Tamam Salih Bey. Başka yardımcı olabileceğim bir şey var mı?” ?!?***!!!!!** Eğer bu uluslararası deneyimlerle ya da genel teamülle geliş- tirilmiş bir telefon görüşmesi ise ve bu görüşme içinde iletişim becerilerinin modern çağa uygun en yüksek örneklerini gördü- ğünü iddia eden varsa lütfen öne çıksın. Yıllar evvel ben de müşteri hizmetlerinde çalıştım. Elbette önümüzde uymamız gereken bir konuşma hiyerarşisi vardı ve bunlardan puanlanıp prim alıyorduk. Genelde bizim depart- manda müşterileri biz aramıyor daha çok müşterilerden arama alıyorduk ve herhangi bir konuda kendisine yardımcı olama- dığım bir kişiye telefonu kapatırken dalga geçer gibi “Başka yardımcı olabileceğim bir şey var mı?” demiyordum. Prim alamamak pahasına demiyordum hem de! Dinlenen telefonlarımın hemen ardından takım liderimden uyarılar alıyor ve ay sonunda da primimden kesiliyordu. Yaptığım şeyin işin işleyiş kuralları açısından yanlış olduğunu biliyordum. Ancak görünen o ki, işler o günden bugüne daha da sarpa sarmış. Bu yozlaşma bugün hemen her yerde var. Gelin başka bir örneğe bakalım. Telefon çalar. Hoş bir kadın sesi “Merhaba” der. Siz de “Mer- haba” dersiniz. Ardından aralıksız şunları söylemeye başlar. “xxx’teki tüm maçlar 29,99 TL. Üstelik kurulum ücretsiz. Bilgi için bire basın.” Banttan yayın elbette.
  12. 12. 15H a y a t . B e n İ n e d e n y o r u y o s u n ? Aldatıldım! Listeyi biraz daha genişletelim. Dijital ses kaydı şeklinde Ku- ran seti almam için bire, tefsir seti almam için ikiye basmamı isteyenler, İncil’in arkasındaki gerçeği öğrenmem için mesaj gönderenler, üyeliğimi hemen şimdi yenilersem yüzde 10 indi- rim alacağımı söyleyen eski spor salonlarım, kapımdan sadece 1 TL’ye gömleklerimi ütülemek için alacağını söyleyen kuru temizlemeciler, şehrin göbeğinde ayda sadece 2000 TL taksitle Venedik atmosferi yaşamamı isteyen müteahhitler, nakit avans çekmemi teşvik eden bankalar, kredi kartı borcumu taksitlen- dirmek isteyen tefeciler...—telefon numaramı bankalardan öğ- renmiyorlarsa nereden öğreniyorlar çok merak ediyorum. Üs- telik sanırım güvenliğim için annemin kızlık soyadının ikinci ve beşinci harflerini sorarak benim güvenliğimi benden çok düşünen bankalardan—şeklinde liste uzayıp gidiyor. Esas azılı SPAM’cileri saymıyorum bile. Siz değerli okuyucularımdan ricam, bütün bu örnekler için- de insana değer veren bir tane uygulama görüyorsanız lütfen hemen şimdi bire basın!
  13. 13. Peki mesela bir kadın son teknoloji, kalıcı özelliklere sahip bir göz kalemine ihtiyaç duysa ve sonrasında da ihtiyacına göre bir araştırma yapsa, böylece bir şeyi kendi istediği için sa- tın almış olsa… Biri ona satmasa yani. Öyle bir dünya yok mu? Neden sürekli ihtiyacımız olmayan şeylere ihtiyacımız varmış gibi muamele görüyoruz? Ya da gerçekten banka kredisi almak istiyorum diyelim. Üstelik bankanın bana sunduğu miktarı de- ğil, daha azını, kendi ihtiyacım olanı istiyorum. Krediye ihtiyacım olduğu zaman bana mesaj gönderen nu- marayı arasam bir faydası olur mu acaba? Elbette olmaz. Denedim olmadı. Siz de deneyin, olmayacak. Hele şu sıralar sesli imza, sesli komutla bankalarda ya da di- ğer büyük kurumlarda gerçek bir insanla konuşmak neredeyse imkânsızken size mesaj gönderen numaralardan medet ummak ağaç dalında fil aramak gibidir. Artık büyük kurumların telefon santralleri bilgisayar ağına bağlı birer bilgi çöplüğü. Robotik zırıltılar. Aradığınız zaman, üçü tuşla, beşi tuşla derken bir de bakmışsınız hattan atılmış- — 17 — — II — “Uyku, biraz uyku. Bütün isteğim buydu.” MFÖ
  14. 14. 18 H E R Ş E Y İ N B A Ş I B L O G sınız. Gerçek birilerine sövüp söylenmek istiyorsunuz, ama ne yazık ki karşınızda muhatap bulamıyorsunuz. Aynı şeyi ben de kurumlara karşı denemek istiyorum. Ken- di adıma santral kurmak. İyi fikir değil mi? Neden olmasın? Kurumlar bir şey satmak için beni aradıklarında onlara aynı şekilde otomatik santralle cevap vermek çok eğlenceli olur gibi geliyor. Bu sadece ilgili teknolojiye sahip olma meselesi. Bu kurumlara şöyle bir şey yapmak istiyorum ben de. “Annemin kızlık soyadının ikinci harfini duymak istiyorsanız lütfen ikiye, beşinci harfini duymak istiyorsanız lütfen beşe ba- sın. (bip!) Yanlış numara tuşladınız. Annemin kızlık soyadının ikinci harfini duymak istiyorsanız lütfen ikiye, beşinci harfini duymak istiyorsanız lütfen beşe basın. (biiip!) Annemin kız- lık soyadının sekizinci ve dokuzuncu harflerini mi öğrenmek istiyorsunuz? O zaman bir önceki menüye dönmek için sıfıra basın. Yanlış numara tuşladınız. İyi günler. (dıt dıt dıt!)” Bunu yaparsam beni arayanlar ne düşünürler çok merak ediyorum. Haydi ben şaka yapıyorum. Ancak sözüm ona bu koskoca şirketler hizmet satıyor. Bana, bize, size hizmet satıyor. İnsana hizmet satıyor. Tekrar ediyorum, “insana” hizmet satıyor. Tuhaf olan ise insana pek de insani olmayan bir biçimde hizmet sat- maları. Kısa vadede kitlesel pazarlamayla CEO’larının arzuladığı şekilde kazandıklarını ve cirolarını artırdıklarını düşünüyorlar. Ancak maalesef kazın ayağı göründüğü gibi değil. Gaflet de böyle bir şey işte. Türkiye’nin önde gelen bir güvenlik firmasının pazarlama ve insan kaynakları müdürüyle konuştuğumda kendi çağrı mer- kezlerinden bile sürekli satış aramaları aldıklarını öğrendim. Evlerinde kendi firmalarının güvenlik mekanizmaları olduğu halde yine de kendi kurumları tarafından taciz edilmeye devam
  15. 15. 19U y k u , b İ r a z u y k u . B ü t ü n İ s t e ğ İ m b u y d u ediliyorlarmış. Bu abes durumu bana izah ederlerken, şaşkınlı- ğımı azaltmak için “Canım, agresif satış yapıyorlar. Agresif satış böyle bir şey işte” dediler. Açıklama çok tatmin edici değil ama eh, ne diyelim; “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez”. Şimdi kalkıp biri bana şunu söyleyebilir mi: “Yine de bu sistem tama- men akla ve vicdana uygun bir şekilde çalışıyor!” Artık bir şirket iletişim bilgilerimi ele geçirecek diye ödüm kopuyor. “Sizi düşünüyoruz” şeklinde açık bir tavırla karşılaş- tığımda benden çok cebimdekinin düşünüldüğünü çok iyi bi- liyorum. “Zoni kartınız var mıydı?” “Yoktu. İstemem de!” “Ama zoni kartınız olursa şu kasada duran okul çantasını sadece 10 TL’ye alabiliyorsunuz. Üstelik sürekli devam eden indirimlerden de yararlanabilirsiniz. Size özel kampanyalar ya da fırsatlar da cabası…” “Ben yarın öleceğim.” “Olsun. Evladınız, eşiniz, akrabalarınız faydalanır.” Hasılı CRM, MRM halt etmiş sevgili okuyucular. Bu sistem çoktan çökmüş ve kokuşmaya başlamış artık. Ya da şöyle; kim- se konuyu doğru anlayamamış. İnsanları sadakat kartları ile kandırıp “Kampanya ve indirimlerden ilk siz faydalanın” şek- lindeki cümlelerle yemleyerek, ihtiyacımız olmayan ürünleri alakasız zamanlarda satmak için yapılan tüm yaklaşımlar nafile. İnsan denen varlığın ne kadar karmaşık olduğunu ben söylemi- yorum, bilim insanları söylüyor. Kabına sığmayan bir varlığı bir kalıba oturtmaya çalışmak kadar emek ve zaman kaybettiren bir şey daha olamaz. İzin verin bu beyhude satış ve pazarlama faaliyetlerinin ger- çek envanterini sayayım. Kaybedilen zaman maliyeti, kaybedi- len emek, yaratılan kafa karışıklığı, müşteri memnuniyetsizliği,
  16. 16. 20 H E R Ş E Y İ N B A Ş I B L O G çalışan memnuniyetsizliği, insanı değersiz kılma, mutsuzluk, değersizleştirme, hayal kırıklığı, yorgunluk, buhran... Ey CEO’lar! Bütün bunların size itibar ve marka değeri an- lamında kaybettirdiği maliyetleri hesaplayacak olsaydınız çağrı merkezlerinizin bir tane bile “agresif arama” yapmalarını iste- mezdiniz. Ama sizin de hesap verdiğiniz başka birileri var değil mi? “Kapitalizm böyle bir şey işte” diyenleriniz olacaktır. Daha çok kazanıp daha da büyümeliyiz. Büyük olan kazanır. Ancak ABD’den ithal ettiğimiz kapitalizm böyle bir şey değil. Elbette para kazanılmalı, ama yönteminiz yanlış. Çünkü bu tek keli- meyle komik. Zamanımızın çoğunun internette geçtiği ve aradığımız tüm bilgilerin arama motorlarından sağlandığı bir dünyada yaşıyo- ruz. Farkında mısınız bilmem ama teknoloji son beş yılda ışık hızıyla yol almaya başladı. Matbaanın yayılması şu kadar yıl, radyonun tüm dünyaya ulaşması bu kadar yıl, televizyonun tüm hanelere girmesi şu kadar yıl aldı demeyeceğim. Bunlar bile geçmişte kaldı artık. İnsanlar geleceği tasarlamaktan bahse- diyor, birileri ise hâlâ günlük envanterinin peşinde. Olmaz. Bu böyle gitmez. Verileri doğru okumalıyız. Ener- jimizi boşa harcamamalıyız. Çünkü beşinci vitese takmış son sürat giden bir dünyada patinaj yapmaya devam edersek, tarih sahnesinden aynı süratle silineceğiz. Öyleyse verileri nasıl okumalıyız? Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim: 2012’de Google’da bir dakika içinde iki milyon arama yapılırken bu rakam 2013’te 3,5 milyona ulaştı. Bu rakamlar hemen zihninizde anlamsızlaşıveri- yor değil mi? Şöyle ifade edeyim. Sarsıcı ve baş döndürücü bir girdabın içine girdik, süratle bizi yutan kara deliğe doğru çe- kiliyoruz. Oyunun kurallarını değiştirenler kesinlikle eskilerin
  17. 17. 21U y k u , b İ r a z u y k u . B ü t ü n İ s t e ğ İ m b u y d u silahlarıyla hareket etmiyorlar. Yeni oyuncular, yeni taşlar, yeni mekânlar ve senaryolar var bu oyunda. Google’ın son aylarda robot teknolojileriyle uğraşan sekiz büyük firmayı satın alması, ne söylemeye çalıştığımı gayet net açıklıyor aslında. Larry Page bir konuşmasında “Geleceği tasarlıyoruz” diyor. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ise iyonosfere gönde- receği internet sağlayıcıları hakkında açıklama yapıyor. “Dün- yanın halen üçte ikisi internet erişimine sahip değil. Tüm dün- yayı bu bilgi ekonomisine dahil etmek istiyoruz.” Dünyanın öte yanında ise durum sabit. İlkel, çıkarcı, açgöz- lü, haset eden insanoğlu her zamanki, asırlardır halledemediği hesaplarının peşinde. İnsana değer vermeyen kurumlar arasında gittikçe yalnızla- şan bizler, çareyi arama motorlarının seçmece sonuçlarında ve sosyal ağların dedikodu çarkları arasında arıyoruz. Sizi bilmem ama ben, bana diretilenin değil, ihtiyacım ol- duğu zaman ikna olabileceğim bilgilerin peşinden gidiyorum. Aynı şekilde kendi uzmanlığım üzerine çalışırken de, yüz bin kişiye e-posta gönderip, içlerinden yüzde 10’unun bu e-postayı açma olasılığı üzerinde durup, bu açanların da yüzde 10’unun ilgili linke tıklayıp onun da yüzde 10’unun yazımı okuması için emek ve çaba harcamaktansa, sattığım ürünün arama motor- larında aylık ortalama kaç kez aratıldığını buluyorum. Daha sonra bu içeriği arayan potansiyel kişiler için kuvvetli içerikler sunuyorum. Bu potansiyel kişiler ne zaman isterlerse benim sunabileceğim hizmetlere bu sayede kolaylıkla ulaşabiliyorlar. Peki bunu nerede yapıyorum? Elbette bloglarda yapıyorum. Ne güzel değil mi? Öyleyse sonuca ve bu kitabın anafikrine geliyorum: Hepi- miz için huzur blogda!
  18. 18. 22 H E R Ş E Y İ N B A Ş I B L O G Bu kitabı ilk kitabımı1 yazdıktan sonra, sosyal medyanın öz ve en kalıcı enstrümanı hangisidir diye düşündüğüm bir zaman zarfında, marka ve kurumlar için “İyi de benim ihtiyacım oldu- ğu zaman neredesiniz?” sorusu üzerine kafa yorarken yazmaya başladım. Sosyal ağlardaki akışlar (timeline) içinde bütün bilgileri hızlı- ca tüketmeye çalışan bizlere, “Durun sakin olun, acele etmeyin. Sorularınızı cevaplamaya hazırım. Siz keyfinize bakın ve gerçek ihtiyaçlarınızı belirlemek için kendinize vakit ayırın. Ben, siz beni aradığınız zaman hep buradayım” diyen bir mecradan söz ediyorum. Üstelik yıllardır elinizin altında olan, sosyal medya- nın Gandalf’ı2 diyebileceğimiz, emeği ve çalışmayı çok seven bilge bir platform burası. Takipçi sayılarını, anlamsız sosyal medya kampanyalarını, “Bugün günlerden MAVİ? Peki ya senin rengin hangisi?” şeklin- deki saçma sapan Facebook içeriklerini boşa çıkaran, gerçek deneyimlerle reel bir fayda sağlayan, bilgeliğiyle tüm ratingleri altüst eden bu samimi arkadaşlarla (bloglarla) biraz daha hasbi- hal etmek bu kitabın ana amacıdır. Gerçek şu ki henüz pek çok insan bu arkadaşın kıymetini anlamış değil. Özellikle de kurumlar halen bu önemli noktanın kıyısında durup—hakkını vermeden—denize sadece ayak par- maklarını sokarak yollarına devam ediyorlar. Bu kitabı ayak parmaklarını denize sokmuş ve “İleride su çok mu soğuk, dip akıntısı var mı, boy verilebilir mi, köpekbalığı, denizanası, yengeç var mı?” gibi sorular soranlar için yazdım. “Bundan 20 yıl sonra hangi sosyal medya platformu ayakta kalır?” diye sorsanız, hiç teklemeden “Bloglar” derim. Biliyo- 1 Pazarlama İletişiminde Sosyal Medya, Optimist Kitap, 2012. 2 Yüzüklerin Efendisi’ndeki bilge karakter I, II, III.
  19. 19. 23U y k u , b İ r a z u y k u . B ü t ü n İ s t e ğ İ m b u y d u rum. Gelecek, içeriğin daha çok kişiselleşerek şekillendiği yer- de olacak. Bireyler ise artık internette. Siz, biz, hepimiz… Kurumlar da keza öyle. İnsanlar kurumlarla değil, insanlarla iş yapar. Ve bireyler yok edilmeden, bireylere ait parçalar da yok edi- lemez. Ey sevgili okuyucu! Sosyal medya bloglarla başlar. Gelin blogları bir de benden dinleyin. Umarım denize girip de yüzenlerden olursunuz.

×